Ötzi'nin Donmuş Kalıntılarında Canlı Mikroplar Tespit Edildi

Yaklaşık 5300 yıl önce yaşamış olan ve "Buz Adam" olarak bilinen Ötzi'nin donmuş kalıntıları, bilim dünyasını heyecanlandıran yeni bir keşfe sahne oldu.
Yaklaşık 5300 yıl önce yaşamış olan ve "Buz Adam" olarak bilinen Ötzi'nin donmuş kalıntıları, bilim dünyasını heyecanlandıran yeni bir keşfe sahne oldu. Yapılan son araştırmalar, mumyalanmış bedenin üzerinde bulunan bazı mikropların, dondurucu koruma koşullarına rağmen hala metabolik olarak aktif olabileceğini ortaya koydu. 1991 yılında Avusturya ve İtalya sınırındaki bir Alp buzulu içinde çözülmüş halde bulunan Ötzi, MÖ 3350 ile 3120 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen, tarih öncesi döneme ışık tutan en önemli bulgulardan biri olarak kabul ediliyor.
Bulunduğu günden bu yana geçen 35 yıl boyunca Ötzi üzerinde yapılan detaylı incelemeler, onun hakkında şaşırtıcı bilgiler sundu. Koyu tenli ve kel olduğu, vücudunda çok sayıda dövme bulunduğu ve omzundaki bir ok yarası nedeniyle muhtemelen cinayete kurban gittiği belirlendi. Günümüzde İtalya'nın Bolzano şehrindeki Güney Tirol Arkeoloji Müzesi'nde muhafaza edilen mumya, bulunduğu buzuldaki koşulları taklit eden -6°C sıcaklık ve %99 bağıl nem oranına sahip özel bir soğutma odasında tutuluyor.
Eurac Research bünyesindeki Mumya Çalışmaları Enstitüsü'nden Frank Maixner ve ekibi, 1992, 2010 ve 2019 yıllarında alınan deri sürüntüleri, doku parçaları ve iç çözülme suyu örneklerini analiz etti. Bu verileri, 1990'larda keşif alanından toplanan toprak ve buz örnekleriyle karşılaştıran araştırmacılar, hem antik hem de modern mikropların varlığını tespit etti. Maixner, Buz Adam'ın kendi bağırsak bakterileri ile ölümünden hemen sonra çevreden bulaşan mikropların birbirinden net bir şekilde ayırt edilebildiğini belirtti.
İç dokular üzerinde gerçekleştirilen metagenomik analizler, memeli bağırsaklarında oksijensiz ortamda yaşayabilen Treponema ve Kineothrix gibi uzmanlaşmış bakteri türlerini ortaya çıkardı. Bakterilerin DNA'sındaki zamanla biriken hasar seviyeleri incelendiğinde, bu mikroorganizmaların Ötzi henüz hayattayken vücudunda bulundukları anlaşıldı. Maixner, tespit edilen mikrobiyal çeşitliliğin diğer tarih öncesi topluluklarla benzerlik gösterdiğini ve bunun, Bakır Çağı insanlarının modern Batı toplumlarına kıyasla çok daha çeşitli bir beslenme düzenine sahip olduğunu kanıtladığını ifade etti.
Araştırmacılar ayrıca tüm örneklerde, genellikle toprak ve suda bulunan Pseudomonas bakterilerine rastladılar. Bu bakterilerin DNA hasar profilleri, onların keşif alanındaki antik bir topluluğa ait olduğunu gösteriyor. Ancak asıl dikkat çekici bulgu, mumyanın dış yüzeyinde tespit edilen ve "psikrofilik" olarak adlandırılan soğuk seven mayalar oldu. Phenoliferia, Glaciozyma, Goffeauzyma ve Mrakia türleri arasında yapılan incelemelerde, özellikle Glaciozyma türünün 2010 ve 2019 yılları arasında belirgin şekilde arttığı ve baskın tür haline geldiği gözlemlendi.
Glaciozyma mayasının popülasyonundaki artış ve DNA hasar seviyesindeki düşüş, bu organizmanın koruma koşulları altında metabolik olarak aktif olduğunu veya yeniden çoğalabildiğini düşündürüyor. İsveç'teki Lund Üniversitesi'nden Nikolay Oskolkov, bu durumun mayanın ölüm sonrası kolonizasyonuna dair güçlü bir kanıt olduğunu ancak sonuçların deneysel prosedürlerden kaynaklanmadığından emin olmak için daha fazla veriye ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Norveç'teki Stavanger Üniversitesi'nden Damla Kaptan ise, genlerin aktif olduğunu kanıtlamak için RNA analizlerinin yapılması gerektiğini, aksi takdirde mayaların sadece çözülme sırasında kısa süreliğine aktifleşmiş olabileceğini vurguladı.
Söz konusu mayaların protein ve kolajeni parçalayan enzimler kodlaması, mumya için potansiyel bir risk oluşturabilir; ancak şu ana kadar dokularda herhangi bir hasar tespit edilmedi. Öte yandan, bazı mikropların toksik bir bileşik olan fenolü parçalama genlerine sahip olduğu görüldü. Maixner, bunun 1990'larda araştırmacıların mantarları öldürmek için kullandığı fenol içerikli maddelerin bir yan etkisi olabileceğini ve bu işlemin mikrobiyomu zenginleştirmiş olabileceğini öne sürdü.
Bu kapsamlı çalışma, Ötzi'nin biyolojik olarak donmuş bir zaman kapsülü değil, ölüm sonrası bağırsak mikroplarının evrimi, binlerce yıl boyunca buzuldan sızan organizmalar ve son otuz yıllık koruma süreciyle şekillenmiş karmaşık bir ekosistem olduğunu kanıtladı. Maixner, bu mikroorganizmaların artık kalıntıların bir parçası olarak kabul edilip edilmemesi gerektiğini sorgularken, mumyanın dokularının bozulmasını önlemek adına düzenli genomik gözetim yapılmasını öneriyor. Eğer mikropların uyandığı ve dokuları parçaladığı kesinleşirse, sıcaklık ve nem oranlarının daha da düşürülmesi gibi koruma önlemlerinin yeniden gözden geçirilmesi gerekebilir.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın.
İlgili Haberler
5300 Yıllık Maya: Ötzi'nin Vücudundaki Antik Maya ile Ekşi Maya Yapıldı
4 hours ago
Uber Robotaksilerinde İlginç Buluntular: Binlerce Eşya Unutuldu
6 hours ago
Afrika'da Bulunan Göktaşı, Kayıp Bir Protoplanetin İzlerini Ortaya Çıkardı
7 hours ago