Yaygın Kullanılan Uyku İlacında Tehlikeli Yan Etki Riski

Yastığa başınızı koyduğunuzda zihniniz susmak bilmiyorsa ve saatler geçmesine rağmen uykunun o huzurlu kollarına bir türlü teslim olamadıysanız, yalnız değilsiniz.
Yastığa başınızı koyduğunuzda zihniniz susmak bilmiyorsa ve saatler geçmesine rağmen uykunun o huzurlu kollarına bir türlü teslim olamadıysanız, yalnız değilsiniz. Modern dünyanın getirdiği stres ve düzensiz yaşam, milyonlarca insanı gece boyunca tavana bakmaya mahkum ediyor. Çaresiz kalan pek çoğumuz ise çözüm için eczane raflarına veya doktor reçetelerine sığınıyoruz. Ancak bazen, geceyi kurtardığımızı sandığımız o küçük haplar, ertesi günü bir kabusa çevirebilir.
Son dönemde uykusuzlukla savaşanlar arasında yaygınlaşan bir trend var: Quetiapine. Aslında bu ilaç, şizofreni ve bipolar bozukluk gibi ağır psikiyatrik tablolar için geliştirilmiş bir antipsikotik. Fakat tıp dünyasında "off-label" denilen, yani onaylanmış kullanım alanının dışına çıkarak, düşük dozlarda uykusuzluk tedavisi için reçete edilmesi alışkanlık haline geldi. Birçok kişi ve hatta bazı hekimler, düşük doz quetiapine'in uykuyu getiren, yan etkileri düşük ve nispeten zararsız bir yol olduğuna inanıyor.
Avustralya'daki Flinders Üniversitesi'nden uyku bilimci Cricket Fauska ve ekibi, bu "zararsız" kabul edilen durumun göründüğü kadar basit olmadığını ortaya koyan bir araştırma yaptı. Ekip, özellikle uyku apnesi olan kişiler üzerinde durdu. Uyku apnesi, uyku sırasında üst hava yolunun kapanmasıyla nefesin kesildiği, horlamanın arttığı ve sabahları ağır bir yorgunlukla uyanmaya neden olan, dünya genelinde neredeyse bir milyar insanı etkileyen ciddi bir sorun.
Araştırmacılar, uyku apnesi yaşayan ve uykuda kalmakta zorlanan 15 kişiyle bir deney gerçekleştirdi. Sonuçlar oldukça düşündürücüydü. Evet, ilaç gerçekten işe yarıyordu; katılımcılar daha uzun süre uyudu ve gece boyunca daha az uyandı. Ancak asıl tehlike, güneş doğup insanlar günlük hayatlarına döndüğünde başladı. İlacı alanların ertesi sabahki tepki süreleri belirgin şekilde yavaşlamıştı.
Deneyin en sarsıcı kısmı ise sürüş simülasyonlarında yaşandı. Quetiapine kullanan katılımcılar, şerit merkezinden ortalama yüzde 33 daha fazla saptılar. Daha da kötüsü, simülasyondaki kaza oranları, plasebo grubuna kıyasla neredeyse iki katına çıktı. Dikkat ölçen testlerde ise plasebo alanların ortalama 2 kez yaşadığı dikkat kaybı, ilaç kullananlarda 10'a kadar yükseldi.
Buradaki asıl korkutucu nokta, kişilerin kendilerini "uykulu" hissetmemeleriydi. Fauska, katılımcıların objektif testlerde başarısız olmalarına rağmen, öznel olarak kendilerini zinde hissettiklerini belirtiyor. Yani kişi, beyninin yavaşladığının farkında değilken direksiyon başına geçiyor. Bu durum, kişinin kendi kapasitesini yanlış değerlendirmesine neden olan ve hayati risk taşıyan görünmez bir tuzak gibi.
Tabii ki bu, quetiapine'in her koşulda tehlikeli olduğu anlamına gelmiyor. Doktorlar, faydanın riskten daha ağır bastığı durumlarda bu tür ilaçları reçete edebilirler. Ancak sorun şu ki, uyku apnesi olan insanların yaklaşık yüzde 80'i teşhis konulmamış durumda. Birçok kişi, apne nedeniyle uykusunun bölündüğünü fark etmeyip bunu basit bir uykusuzluk sanıyor ve yanlış ilaçla uykuyu zorluyor.
Uyku bilimci Danny Eckert'e göre, özellikle ertesi gün yüksek dikkat gerektiren işler yapanlar için bu ilaç rutin bir seçenek olmamalı. Apne karmaşık bir yapıya sahip; kimi insanda dil kökünün geriye kaçmasıyla, kiminde ise yumuşak damağın hava yolunu tıkamasıyla oluşuyor. Bu yüzden "herkese uyan tek bir çözüm" mantığıyla hareket etmek yerine, kişiye özel tedavi yöntemleri geliştirilmesi gerekiyor.
Bu çalışma henüz küçük bir grup üzerinde ve tek gecelik dozlarla yapıldı; yani uzun süreli kullanımın etkilerini tam olarak bilmiyoruz. Ancak mevcut veriler, sadece uyumuş olmak için beynimizi uyuşturmanın, uyanık olduğumuz saatlerden çalabileceğini gösteriyor. Belki de asıl çözüm, bizi uyutacak bir hap bulmak değil, neden uyuyamadığımızın altındaki gerçek nedeni bulup onu tedavi etmektir.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın.