Siri'ye Yeni Soluk: Yapay Zekadan Asıl Beklentiler Neler?

Yıllardır beklediğimiz, milyon dolarlık davalarla anılan ve çoğu zaman bizi hayal kırıklığına uğratan Siri, nihayet kabuğunu kırıyor.
Yıllardır beklediğimiz, milyon dolarlık davalarla anılan ve çoğu zaman bizi hayal kırıklığına uğratan Siri, nihayet kabuğunu kırıyor. Apple'ın WWDC etkinliğinde tanıttığı yeni yapay zeka destekli güncellemeler, sadece bir sesli asistandan fazlasını vaat ediyor. Artık telefonlarımız, bilgisayarlarımız ve hatta çok az kişinin kullandığı o pahalı Vision Pro gözlüklerimiz, "Apple Intelligence" adı verilen bir beyne sahip olacak. Ancak mesele sadece teknolojik bir güncelleme değil; mesele, cebimizdeki cihazın bizi bizden daha iyi tanıması.
Dürüst olmak gerekirse, yapay zeka dünyasının sunduğu pek çok şey beni pek etkilemiyor. Büyük dil modellerinin her zaman doğru bilgi verdiğine güvenmiyorum, yazı yazarken bir botun yardımını almayı etik bulmuyorum ve kendimi bir Studio Ghibli karakteri olarak görme arzusuyla yanıp tutuşmuyorum. Fakat Apple'ın Siri demolarını izlerken, içimde bir yerlerde o meşhur "yasak meyve" isteği uyandı. Telefonumun, on iki farklı uygulamada dönen tüm konuşmaları takip eden, her şeyi bilen ve her an hazır bekleyen bir asistana dönüşme fikri hem korkutucu hem de inanılmaz derecede cazip.
Aslında istediğim şey basit: Siri'nin, *The Devil Wears Prada* filmindeki Emily gibi olması. Ben daha neye ihtiyacım olduğunu anlamadan her şeyi öngören bir "ikinci beyin". Arkadaşımla perşembe akşamı yemek yeme kararı aldığımızda Siri'nin bunu mesajlardan anlayıp takvime işlemesini, eczanenin önünden geçerken reçetem olduğunu hatırlatmasını veya yanıtlamayı unuttuğum kritik bir iş e-postasını kulağıma fısıldamasını istiyorum. Dijital gürültünün içinde boğulurken, birinin gelip bu karmaşayı düzenlemesi fikri, gizlilik endişelerini bir anlığına unutturuyor.
Yeni Siri, bunu "kişisel bağlam" dediği bir yöntemle yapıyor. Yani iMessage, Notlar, Takvim ve Fotoğraflar gibi Apple'ın kendi uygulamalarına girdiğiniz her bilgi, Siri'nin bilgi havuzuna ekleniyor. Örneğin, kızınızın bir ay önce mesajda bahsettiği o hindistan cevizli kurabiye tarifini, sayfalarca mesaj kaydırmak yerine Siri'ye sorarak saniyeler içinde bulabiliyorsunuz. Hatta Instagram'da gezinirken karşınıza çıkan güzel bir parkın neresi olduğunu Siri'ye sorabiliyorsunuz çünkü Siri artık ekranınızda ne olduğunu görüyor. Tek soru şu: Bu yetenekler üçüncü parti uygulamalara da sıçrayacak mı, yoksa top tamamen geliştiricilerin sahasında mı kalacak?
Tabii ki bu durum beraberinde büyük bir paradoksu getiriyor: Bir asistanın gerçekten işe yaraması için ona hayatınızın anahtarlarını teslim etmeniz gerekiyor. Verileriniz ne kadar fazlaysa, asistan o kadar akıllı oluyor ancak gizlilikten o kadar uzaklaşıyorsunuz. Meta'nın bir araştırmacısının yanlışlıkla tüm gelen kutusunu sildiği o meşhur vakayı hatırlayın. Veri devlerine güvenmek her zaman riskli, ancak Apple bu konuda diğer teknoloji devlerine göre biraz daha temkinli görünüyor. Verilerin bulut yerine doğrudan cihaz üzerinde işlenmesi hem daha güvenli hem de daha enerji tasarruflu.
Daha karmaşık görevler içinse Apple, "Özel Bulut Hesaplama" (PCC) adını verdiği bir sistem geliştirmiş. Bu sistem, karmaşık verilerin bulutta işlenmesini sağlarken, verilerin Apple tarafından bile görülmemesini hedefliyor. Apple, bu sistemdeki açıkları bulanlara 1 milyon dolarlık ödül vaat ederek iddiasını ortaya koyuyor. Yani teoride, verileriniz buluta çıksa bile kimse onları okuyamıyor. Yine de, dijital dünyanın "hacklenemez" diye bir şeyi olmadığını hepimiz biliyoruz.
Geçenlerde bir dostumla yaptığım sohbette, hayatımın tüm "idari işlerini" bir yapay zekaya devretme isteğimi anlattım. Arkadaşım bana çok temel bir soru sordu: "Bu işler gerçekten gerekli mi? Eğer gerekliyse, bunları yapma becerisini geliştirmek ve buna zaman ayırmak daha değerli değil mi?" Haklıydı. Arkadaşımın tavsiyesine göre, bir arkadaşımın önerdiği diziyi not almayı Siri'ye bırakmak, aslında insan ilişkilerindeki o temel dikkat becerisinin körelmesi demek. Çocuğuna ne hediye alacağını yapay zekaya soran bir ebeveyn, aslında çocuğunu tanıma zahmetinden kaçan birine dönüşüyor.
Siri'nin Emily olması isteğimi düşününce, Emily'nin filmdeki psikolojik çöküşünü hatırladım. Siri'yi psikolojik olarak yıpratamam belki ama, telefonundaki o dost canlısı robot sesi olmadan hiçbir işini halledemeyen o kişiye dönüşme riskim var. İnsan olma eyleminin en temel parçası olan "hatırlama" ve "ilgi gösterme" yetilerimizi bir yazılıma devrettiğimizde, geriye bizden ne kalacak?
Neyse ki Apple, Google'ın tartışmalı arama motoru revizyonunun aksine, bu özellikleri açıp kapatma şansı tanıyor. Yani eğer bu dijital bağımlılığın bizi insanlıktan çıkaracağını düşünürsek, tek bir tuşla her şeyi eski haline getirebiliriz. Şimdilik karar verme sırası bizde: Siri'nin sunduğu bu konforlu dünyaya adım atıp yasak meyveyi tadacak mıyız, yoksa dijital karmaşayla baş başa kalmanın getirdiği o eski usul özgürlüğü mü seçeceğiz?
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın.