Radyumla Gelen Güzellik (!)

Teknolojinin Ergenlik Dönemi: Bir Zamanların En Absürt İcatları
Bugün en son model telefonun kamerasındaki ufak bir çıkıntıya bile tahammül edemiyoruz. Her şeyin kusursuz, görünmez ve pürüzsüz olmasını istiyoruz. Peki ama teknoloji dünyası bu estetik takıntılarına kapılmadan önce neye benziyordu?
Aklınızı başınızdan alacak o yıllara dönelim. İnsanların, sırf "yeni bir icat" olduğu için en akıl almaz şeylere cüzdanlarını fırlattığı o dönemlere...
Radyum Çılgınlığı: Gece Parlayan Ölümcül Mucize
1920'lerde radyum geniş çapta duyulmaya başlandığında ortalık kelimenin tam anlamıyla parladı. Karanlıkta yeşil yeşil ışıyan bu madde, dönemin girişimcileri için adeta gökten inen bir nimetti. Enerji içeceği mi dediniz? O yıllarda insanlar "Radithor" adında, içinde saf radyum bulunan suları enerji versin diye yudumluyordu.
Sadece su mu? Radyumlu diş macunları, çikolatalar, hatta bebek battaniyeleri bile yok satıyordu. Karanlıkta parlayan bir saatiniz varsa, mahallenin en havalı insanıydınız. Ta ki o saati boyayan fabrika işçilerinin kemikleri eriyene kadar... O muhteşem "mucize", aslında hücreleri içeriden parçalayan sinsi bir katildi ve toplatılması yıllar aldı.
Radyum içerikli şifa(!) sularının gazetelerdeki boy boy reklamları.Zahmetsiz Ter: Elektrikli Titreşim Kemerleri
1950'lere geldiğimizde insanoğlu formda kalmanın daha az yorucu yollarını aramaya başladı. Ağırlık kaldırmak veya koşmak zor işti. Onun yerine belinize kalın bir deri kayış bağlayıp fişi prize takıyordunuz. Cihaz sizi dakikalarca sağa sola şiddetle sallarken, siz gazetenizi okuyor ve yağlarınızın "titreyerek" eridiğine inanıyordunuz.
Hemen her lüks otelin spor salonunda ve zengin evlerinin yatak odasında bu devasa, gürültülü makinelerden bir tane vardı. Elbette tek yaptığı şey iç organlarınızı sarsmak ve ertesi gün inanılmaz bir bel ağrısı bırakmaktı. Hiçbir işe yaramadığı tıbben kanıtlanana kadar milyonlarca eve girdi.
Titreyerek zayıflama umudu: 1950'lerin vazgeçilmez kondisyon aleti.Edison'un Kâbus Makinesi: Konuşan Bebekler
Sadece sağlık veya spor değil, oyuncak sektörü de bu tuhaf inovasyon dalgasından nasibini aldı. Ses kaydetme mucizesi fonografı icat eden Thomas Edison, 1890'larda bu teknolojiyi küçültüp porselen oyuncak bebeklerin içine yerleştirmeye karar verdi. Fikir kağıt üzerinde harikaydı: Şarkı söyleyen, konuşan ilk bebek!
Ancak minyatür balmumu silindirlerin ürettiği o dönemin ses kalitesi inanılmaz derecede cızırtılıydı. Bebeklerin içinden çıkan o metalik, boğuk ve adeta şeytani sesler çocukları dehşete düşürdü. Zaten ağır olan bu bebekler, geceleri evde yankılanan ürpertici ninnileri yüzünden ebeveynlerin de kabusu oldu ve kısa sürede oyuncak tarihinin en büyük fiyaskolarından biri olarak rafa kalktı.
Bugün bu tuhaf icatlara bakıp hafif bir tebessümle başımızı sallıyoruz. Çok değil, elli yıl sonra birileri de şu an yüzümüze taktığımız o devasa sanal gerçeklik gözlüklerine veya kulaklarımızdan sarkan kablosuz kulaklıklara bakıp aynı şekilde kahkaha atacak. Teknoloji böyle bir şey; dünün mucizesi, bugünün absürt komedisine dönüşmeye her zaman mahkum.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın.