Freud Haklı mı Çıktı? Modern Nörobilim ile Şaşırtıcı Benzerlikler Keşfedildi

Admin
01 Jun 2026, 19:11 3 görüntülenme 4 dk okuma Bilim
Paylaş: WhatsApp X Facebook LinkedIn Instagram
Freud Haklı mı Çıktı? Modern Nörobilim ile Şaşırtıcı Benzerlikler Keşfedildi

Sigmund Freud'un zihin üzerine geliştirdiği etkili teorilerinin üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen, modern sinirbilimin şaşırtıcı derecede benzer sonuçlara ulaştığı görülüyor.

Sigmund Freud'un zihin üzerine geliştirdiği etkili teorilerinin üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen, modern sinirbilimin şaşırtıcı derecede benzer sonuçlara ulaştığı görülüyor. Neurocognitive alanında yayın yapan Entropy dergisinde yayımlanan yeni bir makale, psikanalizin temel ilkelerinin ve sonraki psikanalitik teorilerin, günümüzün önde gelen nörobilimsel çerçevelerinden biri olan "tahmin paradigması" (prediction paradigm) ile önemli benzerlikler taşıdığını ortaya koyuyor.

Söz konusu nöropsikolojik teori, beyni sürekli olarak bir sonraki adımda ne olacağına dair tahminler üreten bir sistem olarak tanımlıyor. Beyin, bir yandan bu öngörüleri oluştururken diğer yandan gelen duyusal bilgiler ile beklentiler arasındaki boşluğu azaltmaya çalışıyor. Araştırmacılar, bu öngörüsel sürecin algı, davranış ve duygusal düzenleme için temel bir gereksinim olduğunu savunuyor. Oslo Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden Erik Stänicke, Bendik Hovet ve Line Indrevoll Stänicke ile çalışma arkadaşları, bu mekanizmaların psikanalizin yüzyılı aşkın süredir tanımladığı içsel zihinsel yaşamla örtüştüğünü belirtiyor.

Erik Stänicke, psikanalizin 130 yılı aşkın süredir öngörülerin subjektif düzeyde nasıl gerçekleştiğine dair psikolojik teoriler geliştirdiğini, bilişsel nöropsikolojinin ise bugün aynı süreçleri fizyolojik düzeyde incelediğini vurguluyor. Araştırmacılara göre, psikanaliz ve sinirbilim aslında aynı temel süreçleri inceliyor ancak bunu farklı perspektiflerden yapıyor. Sinirbilim, beyin aktivitelerinin matematiksel ve biyolojik açıklamalarına odaklanırken; psikanaliz, bu deneyimlerin içsel olarak nasıl hissedildiğini ve anlaşıldığını araştırıyor.

Çalışmada, psikanalizdeki "yansıtma" (projection) kavramı ile sinirbilimdeki "öngörüsel işleme" (predictive processing) arasında yakın bir paralellik kuruluyor. Stänicke, insanlara belirli nitelikler, niyetler veya duygular atfettiğimizde, beynimizin dünyayı yerleşik beklentilerle uyumlu bir şekilde şekillendirdiğini ifade ediyor. Geçmişte diğer insanlarla kurulan deneyimlerin, yeni ilişkilere ve durumlara yaklaşım biçimimizi kademeli olarak etkilediği belirtiliyor. Bu durum, nörobilimdeki "algısal çıkarım" (kendi tahminlerini değiştirmek) ve "aktif çıkarım" (dünyayı kendi tahminlerine uydurmaya çalışmak) arasındaki ayrım ile örtüşüyor.

Hem psikanaliz hem de sinirbilim, zihnin istikrar ve öngörülebilirlik arayışında olduğunu, yani bir nevi psikolojik denge veya homeostaz peşinde koştuğunu savunuyor. Tahmin modeline göre beyin, dünyayı daha anlaşılır ve öngörülebilir kılmak için yerleşik beklentilere dayanarak belirsizliği azaltmaya çalışıyor. Psikanalistler ise zihnin, uyumsuz olsalar bile tanıdık ilişkisel kalıpları yeniden yaratma eğiliminden bahsediyor. Bu durum, bireyin tanıdık olanı, güvenli (ancak bazen toksik) olana tercih etme mekanizmasını açıklıyor.

Bu teorik örtüşme, özellikle ruhsal bozuklukların anlaşılması konusunda değerli ipuçları sunuyor. Stänicke, paranoid düşünceler veya içselleştirilmiş eleştirel bir ses gibi katı ve kalıcı semptomların, aslında esnekliğini yitirmiş ancak stabil kalmış tahmin modelleri olabileceğini öne sürüyor. Örneğin, bazı bireyler gerçeklik aksini gösterse bile çevresinden otomatik olarak eleştiri, reddedilme veya düşmanlık bekleyebilir ve tüm durumları bu filtre üzerinden yorumlayabilir. Bu zihinsel kalıpların devam etme sebebi, gerçekliği çarpıtsalar dahi belirsizliği azalttıkları için zihne bir tür "sahte güvenlik" sağlamalarıdır.

Araştırmacılar ayrıca, dış dünyaya dair beklentilerimizin sadece bilişsel düzeyde değil, aynı zamanda "prosedürel bellek" (yöntemsel bellek) içinde saklandığını belirtiyor. Bu durum, deneyimlerin sadece bilinçli düşünceler olarak değil, aynı zamanda başkalarıyla etkileşim kurma ve tepki verme şeklindeki alışkanlıklar olarak depolandığı anlamına geliyor. Bu nedenle psikoterapinin zaman zaman "ilişkisel" olarak çalışması gerektiği vurgulanıyor; terapist ve hasta arasındaki ilişkide yaşanan yeni deneyimlerin, yerleşmiş ve katılaşmış ilişkisel kalıpları değiştirmeye yardımcı olabileceği ifade ediliyor.

Sonuç olarak, öngörüsel sinirbilimin psikanaliz için nörolojik bir temel sağlayabileceği, psikanalitik teorinin ise sinirbilime tahminlerin ilişkiler içinde nasıl deneyimlendiği, yorumlandığı ve ifade edildiğine dair daha detaylı bir anlayış sunabileceği belirtiliyor. İki alanın birleştirilmesinin, hem nörolojik mekanizmaları hem de subjektif deneyimleri kapsayan daha bütünsel bir psikolojiye kapı açacağı ve insan öznelliğinin daha bilimsel bir şekilde anlaşılmasını sağlayacağı öngörülüyor.

#psikanaliz #nörobilim #Sigmund Freud #beyin araştırmaları #psikoloji
Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapmak için giriş yapın.

İlgili Haberler

Kart Olarak Paylaş

Kart hazırlanıyor...

Kart görseli oluşturulamadı.
Sayfayı yenileyip tekrar deneyin.

Sosyal medyada paylaş:

ESC veya arka plan ile kapat
Son Dakika

Pikselans Haber Tüm Haberler