Bilim Dünyasında Cinsiyet Uçurumu: Prestijli Dergilerde Erkek Egemenliği Sürüyor

Bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) alanlarında kadınların katılımı son yıllarda dikkat çekici bir artış gösterse de, bu yükseliş akademik prestijin en önemli göstergeleri olan "birinci" ve "son" yazarlık konumlarına aynı oranda yansımıyor.
Bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) alanlarında kadınların katılımı son yıllarda dikkat çekici bir artış gösterse de, bu yükseliş akademik prestijin en önemli göstergeleri olan "birinci" ve "son" yazarlık konumlarına aynı oranda yansımıyor. Nature Index tarafından gerçekleştirilen kapsamlı bir analiz, bilim dünyasının en seçkin dergilerinde kadınların görünürlüğünün arttığını ancak akademik hiyerarşinin zirvesindeki cinsiyet uçurumunun son on yılda neredeyse hiç değişmediğini ortaya koydu.
Küresel verilere bakıldığında, kadınların araştırmacı kimliğiyle sahada olduğu oran 2001 yılında %28 iken, 2022 yılı itibarıyla %41'e yükselmiş durumda. Benzer bir ivme ABD'deki doktora derecelerinde de görülüyor; 2023 yılında bilim ve mühendislik alanındaki yeni doktora mezunlarının %44'ünü kadınlar oluşturdu. Ancak Nature Index'in takip ettiği yüksek etkili doğal bilimler dergilerinde durum farklı bir tablo çiziyor. 2025 yılı verilerine göre kadınlar, birinci yazarlık pozisyonlarının yalnızca %29'unu, son yazarlık pozisyonlarının ise sadece %17'sini temsil ediyor.
Bu rakamların on yıl önceki verilerle kıyaslandığında neredeyse yerinde saydığı görülüyor. 2015 yılında birinci yazarlık oranı %28, son yazarlık oranı ise %15 idi. Akademik dünyada cinsiyet eşitliğinin sağlandığı kabul edilen %40-60 bandına ulaşmaktan hâlâ çok uzak olunduğu vurgulanıyor. Georgia Teknoloji Enstitüsü'nden bilgi bilimci Cassidy Sugimoto, bu durumun oldukça endişe verici olduğunu belirtiyor; çünkü bu pozisyonlar akademik dünyada sadece bir isim sıralaması değil, aynı zamanda bir statü ve otorite göstergesi olarak kabul ediliyor.
Akademik geleneklere göre "birinci yazar" genellikle araştırmanın büyük kısmını fiilen gerçekleştiren kişiye verilirken, "son yazar" pozisyonu araştırmanın başındaki kıdemli araştırmacıya veya ana sorumluya (principal investigator) ayrılır. Sugimoto, bu iki pozisyonun akademik piyasada "geçer akçe" olduğunu, kariyer fırsatlarını, araştırma hibelerini ve çeşitli akademik ödülleri doğrudan etkilediğini ifade ediyor. Özellikle son yazarlık oranlarının, doğal bilimlerdeki genel kadın yazarlık oranı olan %31'in çok altında kalması, kadınların kıdemli yönetim rollerine erişiminde ciddi engeller olduğunu gösteriyor.
Benzer bir dengesizlik sağlık bilimleri alanında da gözlemleniyor. 2025 yılında sağlık bilimleri makalelerindeki genel yazarlıkların %41'i kadınlara aitken ve birinci yazarların %44'ü kadınlardan oluşurken, son yazarlık oranı %31'de kalmış durumda. Nature Index'in yalnızca yüksek etkili dergileri takip etmesi, bu bulguların özellikle akademik yayıncılığın en üst seviyelerindeki kalıcı bariyerlere işaret ettiğini kanıtlıyor. Publishing Unlocked kurucusu Curt Rice, meselenin kimin araştırma yaptığıyla değil, yayın hiyerarşisinin zirvesinde kimin tanındığıyla ilgili olduğunu savunuyor.
Analizin metodolojisine değinildiğinde, cinsiyet belirlemede isim-cinsiyet ilişkilerini kullanan bir algoritmanın kullanıldığı belirtiliyor. Ancak bu yöntemin bazı sınırlamaları olduğu da kabul ediliyor. Cinsiyet verilerinin beyan usulüyle değil, algoritma ile tahmin edilmesi nedeniyle sonuçların kesin değil, gösterge niteliğinde olduğu ifade ediliyor. Ayrıca Çin ve Singapur gibi ülkelerde modelin güvenilir sonuçlar verememesi nedeniyle verilerin eksik olduğu, ekonomi ve matematik gibi yazarların alfabetik sıralandığı alanların veya yüksek enerji fiziği gibi yüzlerce yazarın bulunduğu disiplinlerin sonuçları etkilemiş olabileceği not ediliyor.
Konu bazlı incelemeler, cinsiyet uçurumunun bazı alanlarda çok daha derin olduğunu ortaya koyuyor. Fizik bilimleri, kadınların en düşük temsil edildiği alan olarak öne çıkıyor; 2025 yılında kadınlar birinci yazarların %20'sini, son yazarların ise sadece %13'ünü oluşturuyor. Kimya alanında ise durum benzer şekilde seyrediyor; birinci yazarlık oranı %28 iken, son yazarlık oranı %14'te kalıyor. Biyolojik bilimlerde kadınların genel temsili daha yüksek olsa da (%39), birinci yazarlık oranı %42 iken son yazarlık oranının %24'te kalması, kıdem artışıyla birlikte kadınların görünürlüğünün azaldığını gösteriyor.
En çarpıcı farklar, kadın katılımının genel olarak yüksek olduğu alanlarda görülüyor. Örneğin, pediatri araştırmalarında 2025 yılında birinci yazarların %62'si kadınken, son yazarların oranı %45'e düşüyor. Klinik bilimlerde ise %44'lük birinci yazarlık oranına karşılık, son yazarlık oranı %27'de kalıyor. Bu durum, kariyerin başlangıç aşamalarında güçlü bir kadın temsili olduğunu ancak bu temsilin üst düzey yönetim ve liderlik rollerine taşınamadığını kanıtlıyor. Buna karşın, kuantum fiziği gibi erkek egemen alanlarda her iki pozisyonda da oranlar düşük olduğu için aradaki fark daha az hissediliyor (%15 birinci, %9 son yazar).
Nature Index analizi, bireysel araştırmacıların zaman içindeki gelişimini veya editör karar süreçlerini, finansman erişimini ve kariyer kesintilerini takip etmiyor. Bu nedenle, bulgular tanımanın adaletsiz olduğunu gösterse de, bu adaletsizliğin yayın sürecinin tam olarak neresinde başladığını tespit etmek mümkün değil. Yine de Curt Rice, erken kariyer aşamasında kadın katılımını artırmanın, tek başına kıdemli seviyelerde eşitlik getirmeyeceğini savunuyor. Mevcut veriler, kadınların junior rollerden senior rollere geçiş sürecinde sosyal ve yapısal engellerle karşılaştığını açıkça ortaya koyuyor.
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapın.